19 Nisan 2014 Cumartesi

Search Associates London Job Fair 16-20 Jan 2014


Londra Öğretmen Fuarı
Nerden başlasam nasıl anlatsam? Hala inanamıyorum… MFÖ’nün “Bodrum Bodrum” adlı şarkısının girişi gibi oldu ama bu yazının da içeriği o kadar eskilere ve o kadar büyük hayallere dayanıyor ki, çevremdekilere bu olayı anlatmam 1 saatı aşkın bir süreyi aldı. İnsanlar şok içinde beni dinlerken gözlerindeki o ifadeleri görmeniz gerekirdi.
MFÖ
Türkiye’de ingilizce öğretmenliğine başladığım 1999 yılından beri hep hayalimde olan yurtdışında çalışma ve yaşama olayını düşünürdüm. Çeşitli nedenlerden dolayı bir türlü geçekleşemeyen bu hayali bastırmak için yılda iki üç defa yurtdışına ve özellikle de Avrupa şehirlerine gidiyordum. Çalıştığım okullarda uluslararası projelerde görev almak benim için büyük bir keyifti. Yurtdışıyla ilgili olan her şey bana büyük bir eğlenceydi. Başka bir dil konuşmak, bir kültürü tanımak, yeni şeyler denemek çok tatmin edici bir duyguydu. Lisenin son yılını Brezilya Sao Paulo’da okumuş olmam, ailemin daha 15 yaşındayken beni Paris’e götürmesi, üniversite yıllarında iki defa Amerika Boston’a çalışmaya gitmem, o zamanlar internette tanıştığım kız arkadaşımın Londra’daki evinde 1 aya yakın kalmam beni etkileyen önemli dönüm noktaları olmuşlardı. Aileme binlerce defa teşekkür etmem gerek. Beni böylesine modern ve bu kadar açık görüşlü yetiştirdikleri için. Bana gençlik yıllarımda bütün bu fırsatları sundukları için. 
Annem ve Babam


İçimde yanıp tutuşan yurtdışı özlemi dinmek bilmeden beni içten içe hem motive ediyordu hem de daha çok ülke görmek ve gezmek için bahaneler yaratmama neden oluyordu.

2013 yılının Şubat tatilinde ailece gittiğimiz Amsterdam seyahati sırasında o şehirde yaşamanın ne kadar güzel olabileceğini hayal ederek sokaklarında yürüdüm. Esasında her şehirde öyle yürürdüm. Kilometrelerce yürüdüğüm Londra, Kopenhag, Dublin, Berlin ve daha nicesi beni farklı hayal alemlerine götürürdü. Hele de kulağımda güzel bir müzik eşliğinde o şehrin devinimine uyarak hızlı adımlarla yürümek… yok böyle bir keyif…
Gez babam gez
Büyülenmiş bir şekilde geri döndüğümüzde aklımda tek şey vardı. Bir daha yurtdışında bir iş olanağı yakalayabilmek için çalışmalara başlamak. Anadili İngilizce olmayan bir İngilizce öğretmeninin, İngilizce öğretmeni olarak yurtdışında Türk pasaportuyla iş bulması herhalde en zor işlerden biriydi. Nereye sorsam karşıma 3 tane engel çıkıyordu. Hiç yurtdışı çalışma deneyimim olmaması, IB okulunda çalışmıyor olmam ve anadilimin İngilizce olmaması. Bu üç tane koskocaman eksiyi bertaraf etmek kolay değildi. 15 yıldan bu yana da bertaraf edememiştim.

2013 Mart ayında bir gece arkadaş toplantılarının birinde yabancı arkadaşlardan biri (inanın şu an ismini hatırlayamıyorum) “Ya Doruk, Search’ e veya Tie’a üye olsana, yurtdışındaki okullara öyle açılabilirsin. Oradan senin profiline ulaşabilir yabancı okullar.” Dedi. O zamana kadar adını duyduğum bu kurumlara üye olmamıştım çünkü hem zahmetli, hem pahalıydı. Ayrıca inancım yoktu. Orası dünya pazarının en iyilerinin yarıştığı bir öğretmen insan kaynakları şirketiydi. Search Associates firmasında kayıtlı 4000’e yakın öğretmen 600 tane de dünyanın sayılı okulları vardı. Fuarlarına kabul edilmek, gitmek zordu.

O gün eve geldiğimde hiç uyuyamadım. Defne ve Begüm yattıktan sonra saatlerce internette gezindim ve araştırdım. Search hakkında bilgi topladım. Olan oldu. O gece sabaha karşı kredi kartı bilgilerimi vererek Search’e üye oldum. Filipinler Manila’daki headhunter’ıma (kafa avcısı) parayı havale ettim. Adı Ray Sparks. Kanadalı. Yıllar önce 2007 yılında “Search Associates” firması Türkiye’de bir fuar denemesi yapmaya çalıştığı sırada Kozyatağı Marriott Otel’de tanışmıştık. Beni hatırlamaz ama ben onu çok net hatırlıyordum.
Ray Sparks
Sabah Begüm’e durumu söylediğimde yarım ağızla bir “hadi hayırlısı” deyişini hatırlıyorum. Pek tepki vermemişti ama onun bu işe inancı çok azdı. Ben yapabiliriz dedikçe o bana ümit vermemek için daha çekinik kalıyordu.

Search’e para ödemek yeterli değildi. 4-5 tane kuvvetli referans, kişisel motivasyon mektubu ve çok güçlü bir ön yazıyla özgeçmiş hazırlamak gerekiyordu. 2-3 haftaya yakın bu belgeleri halletmem sürdü. Bana referans yazan kişiler kendilerini biliyorlar. Hepsine çok teşekkür ederim. Katkınız büyük. Özellikle okul müdürümün yazdığı referans son derece etkileyiciydi. Sonrasında bekleme süreci başlamıştı. Nisan ayı iş bulmak için geç bir zamandı. Okullar zaten alımlarını sene başında yapıyorlardı. Mayıs ve Haziran’a kalan öğretmen alımları ancak aksiliklerle oluşabilecek boşlukların kapatılması amacıyla oluyordu. 2013 Nisan ve Mayıs aylarında birkaç okula deneme e-mail’ı göndermiştim ama hiç bir cevap alamamıştım.

İlk heyecanlandıran gelişme Haziran ayında Jamaika’daki uluslararası bir okuldan aldığım e-mail ile oldu. Benle Skype aracılığıyla mülakat yapmak istemişlerdi. Yani adaydım. Yani görüşmeye değer bulunabilecek bir özgeçmişim vardı. Yani beni de adam yerine saymışlardı ilk defa. Acayip heyecanlanmıştım.

Ancak kendi çalıştığım okula imzamı atmıştım. Artık her şey için çok geçti. Türkiye’den ayrılmak için ya da mülakatlar sonunda herşey olumlu olduğu takdirde böyle büyük bir değişikliğe bu kadar kısa süre içerisinde hazırlanabilecek gibi değildik. Ne psikolojik ne de lojistik olarak!

Jamaika’nın görüşme teklifini geri çevirmiştim ama umarım bu karşıma çıkacak olan ilk ve son teklif olmaz diye de düşünmekten kendimi alıkoyamıyordum.

2013 yaz güzel geçti. İstanbul’da Gezi olayları bütün dünyada büyük yankı buldu. Mürefte, Bodrum. Bir kedimiz oldu. Adı Fıstık. Yaz boyunca ara ara bazı okullara e mail yolladım.
Fıstık
Kanadalı amcamız Ray ile 2-3 defa yazıştık. Ağustos ayının sonlarına doğru Sezin Lisesi’nde 7. yılıma başlarken Kanadalı amcamız Ray ile yazıştım ve bana “Doruk, senin iş bulman çok zor. E mail ile sana geri dönülmesi pek muhtemel değil. Zaten IB deneyimin yok, anadilin İngilizce değil. Avrupa’da çalışma izni büyük bir sorun o yüzden sadece Avrupa Birliği vatandaşlarını veya ABD, Kanada, Avustralya gibi ülkelerin vatandaşlarını okullar tercih ediyor. Sen en iyisi fuara yazıl. Bizim fuarlardan birine katıl.” Dedi.

Şoktaydım. Hani sadece her şeyi sanal alemde yürütecektik. Hani online olarak mülakatları yapıp iş bulacaktım. Hani ben iyi öğretmendim. Hani benim İngilizcem iyiydi falan filan… hepsi fasa fiso.

Ray Amca’nın Manila’daki banka hesabına ufak miktarda bir ücret yatırdıktan sonra kendime fuar bakmaya başlamıştım. Hong Kong, Bangkok, Dubai, Londra, Vancouver, Toronto, L.A., Boston. Seç beğen al… Paran varsa hepsine git. Öğretmen miyiz, CEO muyuz belli değil. İyice gerilmiştim. İş bulacağım diye işyerimden izin alacaktım, bir sürü para harcayacaktım, yine bir sürü belge hazırlayacaktım ve ne yazık ki olma ihtimali çok az olan bir iş için. Sonunda fuarımı seçtim.

Londra. O da ayrı bir sorun. Ray Amca kesinlikle Londra fuarının bana uygun olmadığını düşünüyordu çünkü Londra fuarı hep Avrupa okullarının geldiği bir fuar. Dünyanın en iyi okullarının ve öğretmenlerinin katıldığı en prestijli 2 fuardan biri. Diğeri de Boston A.B.D. Dedim ki içimden "Battı balık yan gider. Gitmişken ve bu kadar para harcamışken bari en iyisine gideyim. Olursa olur olmazsa canım sağ olsun."

Eylül geldi. Okullar başladı. Doludizgin bir tempo ama ben her gün eve gelip deli gibi okulların açık öğretmen kadrolarını kontrol ediyorum. Okulları araştırıyorum. Okulların bulunduğu ülkeyi, şehri araştırıyorum. Saatlerimi alıyor her gün okul sonrası mesaim.

Ekim geldi. Hiçbir okuldan tık yok. Onlarca okul her gün öğretmen arıyor. Search’ün internet sayfasında listeler kabardıkça kabarıyor ama bana dönen yok. Bir tane bile okuldan benle mülakat yapmak isteyecek bir babayiğit çıkmaz mı? Çıkmıyor. Aklımdan sürekli aynı düşünce geçiyor. Jamaika ilk ve sondu galiba.

Sonunda bir okula açık yüreklilikle ama kibarca “Benim neyim eksik?” diye sordum. Cevap allahtan yurtdışı ve IB deneyimi oldu. Anadille ilgili olsaydı baştan kaybetmiştim. Hemen Ray Amca’ya IB ile ilgili birkaç soru sordum ve IB Genel Merkezi’nde 6-8 haftalık açılan online kurslara katılmaya karar verdim. Kurslar Hollanda’da ama ben bilgisayarda internet üzerinden dersleri alacaktım. IB’nin finans bölümüne kredi kartımdan küçük bir miktarda para yatırdım ve Kasım ortası gibi bitecek olan kursa başladım. Aldığım branş “IB English Language A – Language and Literature”
Uluslararası öğretmen olmanın birinci şartı
Yıllar sonra öğrenci olmak ne kadar zormuş. Ödevler, tartışmalar vs. Her gün en az iki saat bilgisayar karşısındayım. Bu devirde her şeyi internetten bulup sentezleyip kendi düşüncelerimle karıştırıp yoğurup derste sunabilirim düşüncesiyle hareket etmenin imkansız olduğu bir ders modülü. Sözün özü, lafın kısası eşek gibi çalıştım. Kasım ayında IB sertifikam geldi. Artık okullara başvururken IB sertifikamı da gönderiyordum. Uluslararası bir İngilizce öğretmeni olmuştum.

Kasım ayı biterken heyecan artıyordu. Bu arada yıllar önce Begümle aynı işyerinde çalışan Catherine adlı Kanadalı arkadaşın geçen sene Londra’daki fuara katıldığını ve o fuardan iş bularak Brezilya’ya taşındığını duydum. Catherine ile Facebook’tan iletişim kurmaya başladık. Bana bütün izlenimlerini anlatıyordu. Çok güzel bir kaynak yakalamıştım. Her şeyi soruyordum. Aldığım cevaplar beni inanılmaz tedirgin etmişti. Yazdıklarını Türkçeye çevirmeden yayınlıyorum;

Bu arada sevgili Catherine fazlasıyla iyimser ve motive edici konuşmuş. Fuara gittikten sonra çok daha iyi anladım.

“That's the one I went to this past jan. It was certainly an experience - a mix of the running of the bulls in Spain and the reality show "Survivor". I do think you'd have a good chance there esp with your years of experience. If you interview well (and have some questions for your interviewer) and know your shit, you'll be fine. The London fair is mostly IB and that is what many of the schools are looking for but, as long as you are eager to get training and you hit it off with the interviewer, it doesn't really matter if you have IB training or not.”

“Before the fair, just familiarize yourself with the schools that will be attending. Check out their websites so you get of feel of the ethos of each school. Go online and google interview questions to get prepared for what you might be asked. I was asked the usual "how would you handle x situation?", "what are your strengths/weaknesses?", "what would a lesson in your class look like?" etc.

Interviews range from between 30-60 mins. There might be one person interviewing you or a panel of 4-5. If they are interested in you, they will likely ask you to return the next day for another interview where they may offer you a position. Dress code is definitely proper teacher attire. I would go with a shirt and tie for certain and would bring a suit jacket just in case. You can't go to any school and have an interview. this is where the running of the bulls comes in. You have to have done your homework on the schools and narrowed down which ones you want to interview with. Then all of the candidates are corralled in the lobby. They actually counted down 3-2-1 and opened the doors and the teachers literally sprinted across the drive way to the conference centre (where each school has a table set up) and pushed each other out of the way to get to the table of the school they wanted first. Seriously, someone fell down the stairs because they were pushed/ran too fast!!! Then you have to schmooze with the director or whomever to get an interview time. By this time, people will have lined up behind you and will be jostling you and oofing and poofing behind you to get you to get the hell out of their way.”
“Well, you really don't have a lot of time to think. That's the other reality tv part of it all. Schools interview, place you in a pecking order, make offers and as people accept or decline, they move on to the next. You really don't have a lot of time to weigh the pros and cons so you have to go in having done all of your homework then just look at location and salary/benefits and make a decision. It is incredibly stressful. In the teachers' lounge, people were on pins and needles. Some would walk in jumping up and down for joy while there was a person right next to them bawling their eyes out. As I've said, it certainly is an experience like no other. I'd say, if you have a good feeling about the person who has interviewed you and the package is good and you can imagine yourself living in the city, take it otherwise someone else will.

I apologize for being so straight-forward and I wish I could sugar-coat some of this for you but it really is as I've described. And just keep in mind, "what doesn't kill you only makes you stronger." :))))
“The only bit of advice I can give you at this point is to really research the schools and look for the loopholes in their contracts and then weigh the pros and cons of each. For example, as much as I would have loved to move to Italy or Spain (or anywhere else in Europe), the deals were horrible -no housing and being taxed 40%. I don't know many teachers who would be able to survive such cuts.”

Güzel anlatmış değil mi Catherine? Her şeyi söylemiş kadın. Daha ne olsun. “Çok zor mok zor ama sen yaparsın merak etme” demiş.

Valla yaptık yapmasına da hayatımdan bir ömür gitti o fuar boyunca herhalde. Saçımdaki beyazlar arttı! Yazılanlardan daha ne kadar kötü olabilir diye düşünebilirsiniz ama vallahi billahi çok kötüydü ve çok stresliydi.

Aralık ayı içerisinde Norveç, Litvanya, Ukrayna, Çin, Hollanda, Vietnam ve Venezuella gibi yerlerdeki uluslararası okullardan olumlu denemeyecek ama tam anlamıyla da olumsuz denemeyecek bazı e maillar aldım. En önemlisi Venezuella’daki International School of Monagas adlı okulun benle Skype üzerinden mülakat yapma isteğiydi. Sözleştik anlaştık. Gecenin bir yarısı internet üzerinden mülakat yaptık. 1 saat sürdü. Begüm ve bana bir sürü sorular sordular. Akademik, kişisel, mesleki. Zordu. Çok heyecanlandık. İlk olmasından dolayı avuçlarımın içi terlemişti. Halbuki 1 aydan beri mülakat sorularına çalışıyordum. Begüm okuldan geldikten sonra beni habire mülakata alıyordu. Günlerce potansiyel sorulabilecek sorulara kendimi hazırlamıştım. Ama yine de “AP programı hakkında ne biliyorsunuz? Biçimlendirici, mutlak ve bağıl değerlendirme ne demektir? gibi sorularda afallamadık desek yalan olur. Mülakat bitti ama biz de bittik. Venezuella kulağa çok güzel geliyordu ama ülkedeki ayaklanmalar ve Chavez sonrası durum pek iç açıcı değildi. Ülkede güvenlik az, şiddet ve ölüm oranları hızla tırmanıyordu. Mülakat sonlanırken Şubat sonu gibi bir daha birbirimizle konuşacağımıza dair sözleşmiştik ama bu şartlar altında oraya gitmek ister miydik bilemiyorduk. Ben gözü dönmüş bir yurtdışı manyağı olarak her şeye razıydım. Gezi olaylarından sonra iyice bileylenip bir an önce başka bir ülkede yaşamak ve farklı kültürler tanımak istiyordum. O yüzden gidilecek ülkedeki sorunlar ve şartlar çok ilgilendirmiyordu beni. Yeter ki farklı olsun yeter ki gidelim…

Aralık ayı biterken Londra’daki fuara tam 16 gün kalmıştı. Resmen geri sayıyordum. 13 Ocak 2014 Pazartesi gecesi başka bir okuldan Skype mülakatı için sözleşmiştik. Heyecan yine doruktaydı. Ayaklarım titriyordu. Uyuyabilmek için üç tane tequila shot yapmak zorunda kaldım. Gece yarısı sabaha karşı 3’te kalktım. Arayan okul Shanghai Singapore International School. Bölüm başkanıyla 2 saate yakın bir mülakat yaptım. Mükemmel geçti. Ya deneyimliydim Venezuella’dan ya da bu adamla kanım uyuştu. Amerikalı benim yaşlarımda bir adam, süper güler yüzlü, rahat ve net. Sohbet havasında ilerleyen bir mülakat. Bittiğinde ümitlendim ama Londra için daha çok motive olmuştum. Yapabiliyorum ve yapabilirim hissi daha çok gelişmeye başlamıştı.

14 Ocak 2014 Salı Günü Suzhou’daki Dulwich College 16 Ocak Perşembe Günü öğleden sonraya, 15 Ocak Çarşamba Günü Şangay’daki Shanghai Singapore International School 17 Ocak sabahına otel odasında bana randevu verdi. Toplam 2 randevu.

Vay bee! Londra’ya mülakata gidiyordum… Söylemesi bile havalıydı. Ortada fol yok yumurta yok ama bende özgüven tavan!
"Eye of the Tiger" Ruhu
Ve sonunda oldu. 
16 Ocak 2014 
Atatürk Havalimanı THY ile Londra’ya uçuş. Aklımda 4-5 okul. Cebimde top 10 listem. Öbür cebimde yedek okullarım. Çantamda bilgisayarım ve dosyam. Bavulumda en güzel iş kıyafetlerim.
Uçak Biletim
Fuarın ilk günü
Öğretmenlerin dinlenme alanı
Okulların iş ilanları






























 
Otele geliş. Millenium Hotel Baileys Gloucester Rd. Çok şık ama bir o kadar da pahalı. Odam ikiye iki. 5 metrekare yok. Sabah saat 11 civarları ve öğleden sonra 2:30’da randevum var Dulwich College ile. Dün gece uyuyamamıştım. Uçakta da uyuyamadım. Otelin karşısındaki Starbucks’tan bir kahve daha alıp zombie gibi dolanmaya başladım.

2:29 kapının önündeyim. İki İngiliz adam açtı kapıyı. İkisi de ağır İngiliz aksanıyla konuşuyorlardı.

3:10 kapının dışında neredeyse ağlamaklıyım. Asansöre bindim. Aynaya baktım ve bütün bir sinir sistemim boşalarak ağlamaya başladım. Titriyordum.

Bir insanı bir mülakatta bu kadar zorlayabilirlerdi. Resmen ağzıma sıçtılar. İşe almayacakları belliydi ama acı çektirmek için soru sormaya devam ettiler. Kavgada köşeye sıkışmış kedi yavrusu gibi patilerimle koskoca iki İngiliz bulldog köğeğini üstümden atmaya çalışıyordum. Psikolojik olarak beni mahvettiler. Sordukları mesleki sorular, iğnelemeler, ülkemle ilgili önyargıları çok yıprattı. Vücut dilleri ve yaydıkları olumsuz enerji odada üzerime kara bulut gibi çökmüştü. Bana bir hiç gibi davrandılar. Tavır genel olarak şöyleydi; “sen hangi cesaretle bizim okulumuza başvurabilirsin? Bu kadar kaliteli, anadili İngilizce olan İngiliz hocalar varken seni neden alalım okula? Sen ne işe yararsın?” Bu iş burada biter dedim içimden. Asansörden indiğimde aklımda gidilebilecek tek yer vardı. Otelin karşısındaki pub.

İyi bir bira
O gece içtim. Çok üzülmüştüm. Yıkılmıştım İlk günden bu kadar moralimi bozmamam gerekiyordu. Daha fuar başlamamıştı bile. Kendimi toparlamaya çalıştım. Ertesi gün sabah bir randevum daha vardı ve sonrasında fuar başlıyordu.

17 Ocak 2014 sabah 11:00
109 nolu odanın önünde Shanghai Singapore International School ile görüşmek için bekliyordum. Derin bir nefes aldım. Kapıya vurdum. Küçük yuvarlak gözlüklerinin içinde boncuk gibi yemyeşil misket büyüklüğünde gözleri olan hafif tombik bir adam açtı kapıyı. Son derece güler yüzlü ve sevecen bir adamdı. Tipik Amerikalı tarzıyla rahat ve esprili yapısıyla bütün mülakat bir sohbet havasında devam etti. 1 saat sürdü. Tam anlamıyla mükemmel geçti. Özgeçmişimdeki 3 yıllık boşluğu anlatırken baba mesleği olan şarapçılıkla uğraştığımı ve sıkı bir bisiklet binicisi olduğumu söylememle mülakatın gidişhatı tamamen değişmişti. Okul müdürü şaraba ve bisiklete son derece ilgiliydi. Hem bisiklete biniyordu hem de kırmızı şarap içmekten büyük bir keyif alıyordu. Mesleki sorular artık unutulmuştu.
İtalya - Ceretto Bağları - 2004 Staj

Şarap, eğitim, spor, okul kulüpleri, iş etiği, öğrenci profili, okul tanıtımı, bültenler, çalışma şartları gibi konularda kişisel görüşlerimizin paylaşıldığı bir muhabbete dönmüştü olay.
Bisikletle Boğaziçi Köprüsü Geçişi İstanbul 2011

Odadan ayrıldığımda küçücük bir çocuk gibi kıs kıs gülüyordum. Asansöre bindim. Aynaya bakarak kendimle konuştum “Budur abi… budur! Oldu be! Bence aldım bu işi!” Havalı havalı kendime bakıyordum. Sevinçten uçuyordum. Sanki işe girmişim gibi ya da sözleşme önüme konmuş gibi havalara girmiştim.
Öğleden sonra fuar başladı. Teknik detaylarla ilgili toplantılardan sonra “interview sign-up session” yani “mülakat ayarlama seansı” vardı. Hayalinizin alamayacağı bir rekabetçi ortamda 600 küsur öğretmen 166 tane okulun masalarının bulunduğu koskocaman bir balo salonuna doğru koşarak cidden birbirlerini çekiştirircesine koşarak (şaka yapmıyorum), birbirlerinin önüne geçerek okullardan mülakat almaya çalışıyorlardı. Hangi okula gideceğimi biliyordum ama ortam o kadar stresli ve kalabalıktı ki okulu bulup ta önündeki kuyruğu görünce hayal kırıklığına uğramamak imkansızdı. Litvanya’daki ve Norveç’teki okullara gittiğimde İngilizce öğretmen açığını doldurduklarını öğrendim. Ukrayna’daki okula gittim. Konuşma aynen şöyle geçti;

A: Merhaba, hangi okulda çalışıyorsunuz?
Doruk: Sezin Okulları Türkiye İstanbul’da
A: Efendim, nerede?
Doruk: Sezin Okulları Türkiye İstanbul’da
A: Uluslararası mı?
Doruk: Hayır.
A: Başvurunuz için teşekkür ederiz. İş arayışınızda başarılar dilerim. İyi günler.

Sonraki gittiğim Vietnam’daki okul, özgeçmişime 25 saniye baktı ve diyalog şöyle gelişti; (bu arada bu diyalog sırasında arkamda beni bekleyen en az 20 kişi var. Benden önce de bir 20 kişiyle de 20-30 saniyelik görüşme yaptılar.)

A: Merhaba, hangi ülkede çalışıyorsunuz?
Doruk: Türkiye İstanbul’da
A: Anadiliniz ne?
Doruk: Türkçe
A: Son 5 yıldır IB deneyiminiz var mı?
Doruk: Hayır.
A: Başvurunuz için teşekkür ederiz. İş arayışınızda başarılar dilerim. İyi günler.

Bundan sonra Hollanda, Japonya, Çin, Brezilya, İngiltere, Almanya, Singapur, Güney Kore, İtalya, Bahamalar ve Peru gibi ülkelerdeki okulları denemeye çalıştım. Hemen hemen hepsinde aynı diyaloglarla karşılaştım. 6 saat boyunca 1 tane bile mülakat randevusu alamadım. Tam bir fiyaskoydu. İlk geldiğim güne geri dönmüştüm. Özgüven sıfır. Demotive ve bitiktim. Sürekli reddedilmek ve istenmemek ne kadar kötü bir duyguymuş. Kendimi inanılmaz yetersiz ve eksik hissettim. İçim ağlıyordu. Haykırmak istiyordum koca balo salonunda. “Neyim eksik sizlerden?” diye. Yapılacak şey belliydi. Otelin karşısındaki Pub.
Londra'da hüzünlerde sevinçlerde yanımda olan
18 Ocak 2014 Cumartesi 
Sabah çok zor uyandım. Esasında oteldeki fuar alanına bile gitmeme gerek yoktu. Mülakat randevum yoktu ama belki bir ihtimal birisiyle tanışırım veya posta kutuma birisi görüşme talebi koyar diye yılmadan ve ümidimi kaybetmeden yine gittim fuara.
Öğretmenlerin dinlenme salonunda bir sürü expat (kendi ülkesi dışında çalışan ve yaşayan) ile muhabbet ettim. Dünyanın bin bir ülkesinden gelen çok farklı yerlerde çalışan insanlarla tanıştım. 15-20 dakikada bir posta kutumu kontrol ediyordum. Ruh halim iğrençti. Tam bir ezik gibiydim. Etrafımdaki öğretmenler mülakatlardan dönüyorlar, mülakatlarını anlatıyorlar, yapılan teklifleri konuşuyorlar, posta kutularında okullardan gelen mesajları birbirlerine okuyorlar ve nasıl bir stratejiyle hareket edeceklerini anlatıyorlardı. Ben ise posta kutuma bakıp bakıp hüzünlü bir şekilde ellerim boş odaya geri dönüyordum.
Posta / Mesaj Kutum
Artık daha fazla dayanamadım. Utanç abidesi olarak orada daha fazla durmak istemedim. Kendimi dışarı attım. Biraz hava aldım. Kahve içtim ama Londra sokakları iyi gelmedi bana. Fuar orada devam ederken dışarıda dolaşmak normal değildi.
Londra'da gezerken - moraller sıfır
Ne kadar moralim bozukta olsa fuara gitmeli ve savaşmaya devam etmeliydim. Belki bir olasılık, belki bir şans çıkardı. Döndüğümde bir sürü öğretmen yine sinir bozucu sorularını sormaya başladılar. "Doruk merhaba, ne oldu teklif aldın mı? Kaç mülakat yaptın? Hangi okullarla görüştün? Hangi ülkeye gitmek istiyorsun?"

Sanki bir sürü okulla görüşmüşüm gibi yapmaya başladım. Ara ara mülakata gidiyor gibi yapıp otelden gizlice çıkıp Starbucks'ta sigara kahve içip geri geliyordum. Posta kutuma kendi ellerimle yazdığım notları koyuyor sanki başkası koymuş gibi sonradan gidip kutumda buluyordum. Bunları yapmazsam kafayı yiyecektim. Kendi kendime oyun yapmıştım olayı. Kendimi kandırıyordum. Ümit yoktu.
Shanghai'daki okula email attım. Ne de olsa mülakat süper geçmişti. "Başka görüşmelerim var. Her an başka bir okulla anlaşabilirim." diye.
Şöyle bir mesaj geri geldi. "Daha sizin gibi 7 adayla daha görüşme yapacağız. Şu anda henüz bir karara varmadık. En iyi adayı bulmaya çalışıyoruz. İş arayışınızda başarılar ve iyi şanslar dilerim."
Blöf te pek işe yaramamıştı.
Bütün gün bir tane bile okulla görüşemeden geçti. Yapılacak şey belliydi. Otelin karşısındaki pub.
Bartender Doğu Avrupalı. Beni tanıyordu artık!
Birkaç tane içtikten sonra odama çıktım. Tam lobideyken "London Time Out" dergisi gördüm. Eğlence bölümüne baktım. Londra'da iş bulamıyorsam dibine kadar Londra'yı yaşamak istedim ve beynimden bu ezikliği ve güvensizliği atmalıydım. Madem Londra'daydım. Keyfini çıkarmalıydım. Begüm'e telefon ettim. "Bu iş bitti" dedim. Gidilecek bir gece kulübü buldum. Odada hazırlandım. Derginin o kısmını kestim. Adresi sordum. Bu gece benim gecemdi. Dağıtacaktım. Deli gibi içip sarhoş olup dans etmek istiyordum. Yaralıydım. Kalbim acıyordu. Kanıyordum. Yarama merhem sürmek yerine yaramı unutmak istiyordum.Tamamen yok saymak istiyordum Londra Öğretmen Fuarını. Benim için bir felaketti. Hayatımda hiç bu kadar rekabetçi bir ortamda bu kadar aşağılandığımı hissetmemiştim. Gece kulübünün - EGG LONDON - adresine baktım ve metroya bindim.
Egg London
King's Cross Metro Durağında indim. Aval aval bakınırken aklımdan binlerce düşünce geçiyordu. Akşam 7 civarıydı. Akşam yemeğimi bir İtalyan lokantasında yedim.
İtalyan Lokantası - İşleten Brezilyalı
Egg London Gece Kulübü gece yarısı 12 civarında açılıyordu. Akşam yemeğimi bitirdiğimde saat 8 bile değildi.
Gece kulübü düşüncesi, dans etmek, eğlenmek bile ağır geliyordu. Üşenmiştim. Canım hiçbir şey istemiyordu. Otele dönüp yatmak istiyordum. Bitmiş, tükenmiş, ezilmiş ve yenik hissediyordum kendimi.
Boş vermişlik içinde sandalyeden doğruldum ve aynı metro istasyonuna dönerek otele geri döndüm.

19 Ocak 2014 Pazar 
Büyük bir hüzünle kalktım. Vücudum ağırlaşmıştı. Ömrümden yıllar gitmiş gibi hissediyordum. Bu kadar strese değer miydi? Neden geldim Londra'ya? Benden bir bok olmayacağı belli değil miydi? Sonuçta Türküm. Uluslararası hiçbir deneyimim yok. Ne kadar iyi de olsam kağıt üzerinde kanıtlayamıyordum. Bir şans bile vermemişlerdi bana.
Kahvaltıya indim. Fuarın son günü. Saat sabah 8 civarı. Telefonuma bakıyordum. Bir de ne göreyim Shanghai Singapore International School'dan bir e mail. "Skype görüşmemiz ve ardından burada yaptığımız görüşme sonrası size iş teklifi sunmak istiyoruz. Birazdan teklifi kutunuza bırakacağız. Okuyup bize geri dönerseniz seviniriz."
Gözlerime inanamıyordum. E mail ı bir daha okudum. Yetmedi bir daha okudum. Hatta resmini çektim. Kahvaltımı bitiremedim. Elim ayağıma dolandı. Fuar alanında posta kutuma gittim. Henüz teklif yoktu. Saat 11'de tek sayfa bir kağıt konulmuştu. Ön sözleşme. Heyecandan okuyamadım. Beynim allak bullak olmuştu. Öğretmenler odasına gittim. Elimde kontrat. 
Sevinç nasıl tarif edilir bilmiyorum ama yaşadığım duygu sevinçten öte bir durumdu. Gurur, başarı, zafer, kendini kanıtlama gibi duygulara şaşkınlık ve şok eklenmişti. Doğru dürüst okuyamadan kontratı imzaladım. 
İmzalarken

Oldu. Sonunda oldu. Hayaldi gerçek oldu. İnanamıyordum. Başardım. 10 aydır uğraştığım, deli gibi hayalini kurduğum şeyi başarmıştım. Çeksen film olurdu. Hayatım tümden değişecekti. Türkiye'den ailece ayrılacaktık. Ağustos ayı içerisinde Şangay'a gelmemi istedi okul. Okul müdürüyle ve genel müdürle son bir görüşme daha yaptım. İmzaladığım kontratı verdim. Teşekkür ettim. Begüm, annem, ablam, teyzem ve Kaan'ı aradım.
20 Ağustos 2014 Pazartesi
Uzun uzun bir İngiliz kahvaltısı.
İngiliz Kahvaltısı
Keyif ve rahatlama günü. Düşünceler aldı başını gitti. Aklımda binlerce soru. Taşınma, Defne'nin okulu, para meseleleri ve daha yüzlercesi. Ama keyifli bir düşünme hali. Londra'nın havası, yağmuru, güneş görmeyen gökyüzü bile iyi geldi o gün. Türkiye'den telefon yağmuruna maruz kalmıştım. Millet hem kutluyor hem de inanamıyordu. Londra sokaklarında ayaklarım yerden kesilmiş bir şekilde dolaşıyordum.
Londra - 20 Ocak 2014

Bana inanan pek yoktu. Başarabileceğimi kimse tahmin etmemişti. İleride öğrencilerime, kızıma anlatabileceğim güzel bir hikaye olmuştu. "İstersen başarırsın. Güven kendine! Yapabilirsin!"
Ray Amca işi bulduğumu duyunca şöyle dedi:
"Doruk, sen bir vaka çalışmasına konu olabilecek başarı elde ettin. Tebrik ederim. Azmine hayranlık duymamak elde değil. 15 yıldır Search'te çalışıyorum. İlk defa Türkiye'den anadili İngilizce olmayan bir İngilizce öğretmeni uluslararası IB okulunda iş buldu. Tekrar tebrikler. Eminim Şangay'da da çok başarılı olacaksın."
Ray konuşurken aklıma bu geldi.
İngiltere'de
bir okulda RRSMUN sırasında çekmiştim.
20 Ocak 2014 Pazartesi
Gece İstanbul'a döndüm. Hazırlıklar başladı.
06 Ağustos 2014 Çarşamba Günü Şangay'a uçuyoruz. Bavullar hazır.
ŞANGAY BUDUR - THIS IS SHANGHAI   
http://vimeo.com/63635193

Bavullar 

Londra sonrası Kapadokya'da stres atmaca



11 yorum:

  1. Doruk anlatiyormuscasina hissettim bir an.Yurtdisi sureci sirasinda hissettigi ve yaşadığı duygulari...hayalkirikliklarini....heyacanini...saskinliklarini..dibe vurusunu...azmini..mutlulugunu..ozlemlerini....aciklikla anlatmissin..samimi ve icten ..heyecanli ayni zamanda anlamakta zorlanacagim bir macera ..doruk gibi...

    YanıtlayınSil
  2. Sağ ol Esra. Sen geleceği görmüştün.

    YanıtlayınSil
  3. tebrikler kardeşim. yolunuz açık olsun.
    sevgiler
    altuğ

    YanıtlayınSil
  4. Hocam, okudum çok samimi yazmışsınız ama tabi asıl önemli olan sizin o kadar çaba harcalayıp istediğinize ulaşmanız. Bence çok iyi olmuş ben de sizin gibi düşünüyorum ve hayatımın geri kalanını mümkün olduğunca değişik ve yeni tecrübelerle sürdürmek istiyorum. Ayrıca bence, bazı okulların size mülakat bile vermemesi insanların kafalarının (hangi ülke olursa olsun) hala bu kadar önyargılı ve kapalı olduğunun çok net bir göstergesi. İngilizce öğreniminin, insanlara (öğrencilere) ileride daha fazla para kazandıracak bir araç olarak görülmesi ve kullanılmasından öte değişik hayat bakış açıları ve kültürler de göz önünde bulundurularak planlanması gerektiğine inanıyorum. Sadece IB tecrübesi ve ana dil gerekliliği koşulu gerçekten çok saçma. Bu Dünya'nın her tarafında işini cidden severek ve bunun da etkisiyle gerçekten çok iyi yapan ve öğrencileri ile samimi olabilecek öğretmenlere büyük bir haksızlık çünkü öğrenci üstünde gerçek etki bırakan bu tip öğretmenlerdir. Bence siz de tam olarak böyle birisiniz ve bence sizinle ders yapabilmek sadece ingilizce öğrenmekten öte farklı bir çok şey katıyor. Bunlardan birisi ve hatta en önemlisi de hayatta her zaman insanın keşfetmeye devam etmesi ve yeni tecrübeler edinmesinin önemini öğrencilerinize gerek başınızdan geçen olaylarla gerek verdiğiniz hayat kararları ile göstermenizdi.

    Kendi açımdan konuşmam gerekirse ben sizi hep örnek aldım ve sevdiğim şeylere devam etmek için çabalamamda önemli bir etkiniz olduğunu düşünüyorum.

    Son olarak iyi ki bu uğraşınızdan vazgeçmemişsiniz ve sonunda istediğiniz olmuş. Sizin için gerçekten çok sevindim ve umarım ben de ileriki hayatımda sizin gibi çabalarım. Umarım herşey dilediğiniz gibi olur ve ileriki öğrencileriniz de benim gibi sizden iyi etkilenir

    Burak Gür

    YanıtlayınSil
  5. Hocam okudum bastan sona ve sanki yaninizdaym gibi hissettim.Sizin adiniza cokkk mutlu oldum zaten Sezin de de farkli olduğunuzu her saniye gosteriyodunuz.Sizin sayenizde adam akilli ogrendik ingilizceyi orada da en iyi sekilde bunu basaracaginizi biliyorum.Blogunuza gittiğinizde yazarsaniz sevinirim.

    Uğur Ramazanoğullari

    YanıtlayınSil
  6. oruk hocam merhaba!

    Muhtesem bir yazi olmus. okurken cok heyecanlandim . londra'yi sevmem bende pek. kasvetlidir. insanin uzerine gelir. bugun iyi ki amerikadayim diyorum.turkiyenin hali belli. umarim sangay size ve ailenize iyi gelir. saygilar sevgiler

    YanıtlayınSil
  7. Simdi okudum. Ara ara tuylerim diken diken oldu, cok gururlandim. Stresli hikayenizin mutlu sonla bitmesine cok sevindim. Artik iki sene Shangai'da, iki sene Isvec'te, iki sene Peru'da maceralar sizi bekliyor. Sizin icin ve ozellikle kiziniz icin cok guzel bir firsat. Cok gurur duydum. Blogu'nuzu takip etmeye devam edecegim...

    YanıtlayınSil
  8. Aman tanriim! ! Duyduklarım dogruymus demek ki, doruk hoca yurtdışına gidicekmis demislerdi de inanmamistim, okula geldiğimde de sizi sordum yurtdisindaydiniz.. sizin gibi standart dışı birine de böyle zor hedefler yakışırdi zaten�� tebrik ederimm. Umarım Defne için de güzel bi fırsat olur. Sangaya adapte olmakta zorlanmazsiniz zaten görüntünüz de sırıtmaz�� çok memnun oldum, ordakilerin kafasindaki Türk profilini de temelden sarsıp degistireceginiz kesin!

    YanıtlayınSil
  9. Ruhunuzla yazmıssınız.. Ne kadar cok ıstedıgınızı tahmın bıle edemem sanırım. Okurken bazı yerlerınde kendımı buldum. Cok cok tebrık edıyorum Doruk Hocam. Zaten farklı oldugunuzu Sezındede hıssederdım. Ic huzuru ve basarı hıssı.. :) Yolunuz acık olsun. Bensu.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Hepinize çok teşekkür ederim. Ne güzel yazmışsınız. Ben de sizlerle gurur duyuyorum. Türkiye'nin aydınlık yüzüne bir katkı yapabildiysem ne mutlu bana!

      Sil
  10. Hepinize çok teşekkür ederim. Ne güzel yazmışsınız. Ben de sizlerle gurur duyuyorum. Türkiye'nin aydınlık yüzüne bir katkı yapabildiysem ne mutlu bana!

    YanıtlayınSil